Deprecated: usort(): Returning bool from comparison function is deprecated, return an integer less than, equal to, or greater than zero in /home/aybencum/public_html/wp-content/themes/val/framework/config-meta-boxes.php on line 313

Deprecated: usort(): Returning bool from comparison function is deprecated, return an integer less than, equal to, or greater than zero in /home/aybencum/public_html/wp-content/themes/val/framework/config-meta-boxes.php on line 313

Deprecated: usort(): Returning bool from comparison function is deprecated, return an integer less than, equal to, or greater than zero in /home/aybencum/public_html/wp-content/themes/val/framework/config-meta-boxes.php on line 313
Sevdiğin İşi Yap, Yaptığın İşi Sev… – Ayben Cumalı
 

Sevdiğin İşi Yap, Yaptığın İşi Sev…

https://aybencumali.com.tr/wp-content/uploads/2020/08/Eda-Demir-Son.jpg

Eda Demir, işletme mezunu, stratejik marka yönetimi ve pazarlama yüksek lisansı yapmış. Beyaz yaka olarak uluslararası bir teknoloji firmasında çok yoğun çalışırken bile hafta sonlarını ve tatillerini fotoğraf konusunda kendini geliştirmek ve portfolyosunu oluşturmak için harcamış. Bir gün gelmiş ve hayat hikayesine başka hikayeler eklemek için kariyer yolunu değiştirmiş. Şu an Londra’da başarılı bir fotoğrafçı. ‘Sevdiğin İşi Yap, Yaptığın İşi Sev’ diyor. Her zaman kafasında yeni fikirler var ve bunları hayata geçirmekten büyük keyif alıyor. Kendisini motive etmek için sürekli kafasında bir şeyler üretiyor. Şu anda, farklı hikayeleri olan insanları anlatan bir belgesel film projesi için hazırlıklar yapıyor. Başarı yolunda emin adımlarla ilerleyen Eda Demir ile bir Pazar Röportajı gerçekleştirdim. Bu genç kadının azim ve başarı öyküsü bugün bloğumda…

AC: İşletme mezunusunuz. Stratejik marka yönetimi ve pazarlama yüksek lisansı yaptınız. Kariyeriniz önemli bir döneminde neden bıraktınız?
ED: Fotoğraf çekmek benim için her zaman keyif aldığım bir uğraş oldu. Gittiğim şehirleri, ülkeleri sevdiklerime fotoğrafla anlatmak, kendi gözümden yorumlamaktan hep keyif aldım. Bir hobi olarak başlayan bu tutkumu aynı zamanda para kazanabileceğim şekilde hayatıma dahil edebilir miyim diye hayal etmeye başladığım an zaten farkında olmadan kurumsal hayattan vazgeçme adımını atmış oldum. Beyaz yaka olarak uluslararası bir teknoloji firmasında çok yoğun çalışırken bile hafta sonlarımı ve tatillerimi fotoğraf konusunda kendimi geliştirmek ve portfolyomu oluşturmak için harcardım. Hazır hissettiğim dönemde şirkette iyi bir pozisyonum olmasına rağmen kendi fotoğraf stüdyomu kurmak için ayrıldım.
AC: Neden fotoğraf sanatçısı oldunuz? Fotoğraf sanatçısı olmaya iten düşünce neydi?
ED: Elbette fotoğrafçılığın özünden yaratıcılık var. Sanat ile bu noktada yolumuz kesişiyor. Ancak ‘fotoğrafçı’ tanımını tercih edersek kendimi daha iyi ifade etmiş olurum. Görsel iletişim ile kendimi çok daha iyi ifade edebildiğimi farkına vardığım an fotoğrafçılığa daha fazla zaman ayırmam gerektiğini de anladım. Fotoğrafçılığın hayatımın bir parçası olmasını çok istedim. Çünkü fotoğraf çekmek benim için aynı zamanda bir terapi. Ancak kurumsal hayat ile birlikte bunu gerçekleştirmeniz mümkün değil. Daha iyi fotoğraflar çekmek için daha fazla emek harcamanız gerekiyor.

AC: Nelerin fotoğraflarını çekmekten hoşlanıyorsunuz? En çok neyin ve kimin fotoğrafını çekmek isterdiniz?
ED: Yansıma fotoğraflarına ayrı bir ilgim olduğunu söyleyebilirim. Portre çekmekten ve binaları fotoğraflamaktan da hoşlanıyorum. Çocukluğumdan beri çok sevdiğim ve her döneme damga vuran bir isim olan Madonna’nın portre fotoğraflarını çekmeyi çok isterdim.
AC: Fotoğrafçılığı tek kelime ile ifade etseniz ne dersiniz?
Fotoğrafçılığı tek kelime ile ifade edersem ‘tutku’ diyebilirim.
AC: İlham aldığınız fotoğrafçılar var mı?
ED: Bir fotoğrafçı olarak gördüğüm her şeyden, bulunduğum her ortamdan ve mekandan ilham alıyorum. Yaşadığım her an, görsel hafızamda bir iz bırakıyor. Tekniklerini çok beğendiğim Türk ve yabancı birçok fotoğrafçı var. Alanında usta olan birçok Türk fotoğrafçısı ile de projeler geliştirme fırsatı buldum ve her birinin bana ayrı katkısı oldu. Ara Güler ile tanıştığımda hissettiğim o heyecanı halen hatırlarım.


AC: Londra’ya yerleşme fikri nasıl ortaya çıktı? Niçin Londra?
ED: Üniversiteden sonra dil eğitimi için Londra’ya gelmiştim ve yaklaşık 2 yıl burada yasamıştım. Bu nedenle Londra’nın bende her zaman ayrı bir yeri oldu. Tekrar bu şehirde yaşama hayalim hep vardı. Burada, emeğe ve insana daha çok saygı olduğunu söyleyebilirim. Diline de hâkim olduğum bir ülke olması sebebiyle Ankara Anlaşması ile buraya gelmeye karar verdim.

AC: Yurtdışında yaşamanın zorlukları var mı?
ED: Elbette var. Buraya geldiğimde her şeye sıfırdan başladım. Londra dünyanın en pahalı şehirlerinden biri. Rekabetçi bir ortamda sıyrılmanız için çok çalışmanız ve sürekli yeni network oluşturmanız gerekiyor. Sağlık sistemi alıştığımız gibi değil. Ankara Anlaşmalı olmanın verdiği mücadele de hiç bitmiyor.


AC: Londra’da günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
ED: Londra günlerimi Corona’dan önce ve sonra diye ikiye ayırmam gerekir. Özellikle Corona’dan önce oldukça koşturmalı geçiyordu. Etkinlik ve organizasyon sayısı oldukça fazla olduğu için fotoğraf ve video çekimleri, edit süreçleri, network ve brief toplantıları ile günlerimin oldukça yoğun geçtiğini söyleyebilirim. Londra gibi bir metropolde yaşadığınızda hayatınızın büyük bir kısmı da metrolarda seyahatle geçiyor.
AC: Corona günlerinizi nasıl geçirdiniz?
ED: Maalesef genel olarak birçok iş kolu için oldukça zorlu bir dönem oldu. Bilinmeyeni ve kaygıyı yönetmenin ne kadar önemli olduğunu bu dönemde çok daha net kavradım. Bizler gibi evden çalışma imkânı olmayan meslekleri olanlar için zorlayıcı bir dönem olduğunu söyleyebilirim. Ancak yine de bu donemi hediye bir zaman olarak düşünmeye çalıştım ve İstanbul’a ailemin yanına dönmek yerine zamansızlıktan dolayı yapamadığım şeylere odaklandım. Uzun zamandır düzenlenmeyi bekleyen fotoğraf ve video arşivlerimi düzenledim. Evde, Corona günlerini anlatan ev arkadaşımın rol aldığı kısa bir film çektim. Bol bol yürüyüş yaptım. İtalyan ev arkadaşıma Türk yemekleri pişirmeyi öğrettim!

AC: Yeni projeleriniz var mı?
ED: Her zaman. Sanırım beni canlı tutan şey de bu! Her zaman kafamda yeni bir fikir var ve bunları hayata geçirmekten büyük keyif alıyorum. Kendimi motive etmek için sürekli kafamda bir şeyler üretiyorum. Şu anda, farklı hikayeleri olan insanları anlatan bir belgesel film serisi projem var. Corona süreci projeyi planlamam ve hazırlıklarına başlamam için iyi bir fırsat oldu.

AC: Mesleğini seçmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz neler olurdu?
ED: Sevdiğin işi yap, yaptığın işi sev. Kabiliyetli oldukları, sevdikleri şeylere odaklanmalarını ve hayallerinden çabuk vazgeçmemelerini tavsiye ederim. Öğrenmeye hevesli olmak beni her zaman hayallerimin gerçek olmasına biraz daha yaklaştırdı.

AC: Hayatta olmazsa olmazlarınız nelerdir?
ED: Bir başak burcu olarak oldukça fazla rutinim var. Ancak Corona dönemi vazgeçemem dediğim birçok alışkanlığımdan da vazgeçebileceğimi öğretti. Bu anlamda bu dönemin benim için oldukça yararlı olduğunu söyleyebilirim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

© Ayben Cumalı 2020 - Tüm Hakları Saklıdır.