Bora Öztoprak ile müzik yaşamı, gelecek projeleri ve Covid -19 dönemini nasıl geçirdiğiyle ilgili bir röportaj gerçekleştirdim.
AC: Müzikle tanışma hikayeniz nedir?
BÖ: Aslında klasik bir cevabı var. Çok küçük yaşlardan beri müzik hayatımın içinde. Ailemin söylediğine göre 5 yaşından beri şarkılar söylermişim. 7- 8 yaşından itibaren akustiğin güzel olduğu yerlerde bağıra çağıra şarkı söylediğimi hatırlıyorum. Anneannemin evinin koridorunda şarkılar söylediğimi bilirim. Hayatımda müziğin olmadığı bir an hiç hatırlamıyorum. Müzik sanki benimle beraber doğmuş bir parçam gibi. Müzikle bir tanışma hikayem yok. Ama profesyonel müzikle tanışma hikayesi olarak bu soruyu değiştirirsem. Bu da uzun bir hikâye. Çocukluk yaşlarımdan itibaren müzikle ifade biçimim ailemin dikkatini çekiyor. Babam bu konuda her zaman bana destek verdi. Babam küçük klavyesi olan bir org almıştı. Resmen orgumla yaşadım. Babam orta okulu bitirdiğim yıllarda daha büyük bir piyano almıştı. İlk bestelerimi orta okulu bitirdiğim yıllarda yapmaya başladım. Lisedeyken okul orkestrası kurdum. Küçük bir orkestraydı. Ama radikal bir hareketti. Dönem sonunda iki konser vermeyi başardık. Lisenin son sınıfında gitar öğrenmeye başladım. Gitarı öğrenir öğrenmez hemen kendimi sahneye attım. Lisenin son sınıfından bu yana canlı müzik alanında durmaksızın çalışıyorum. İlk gitarımla beraber sahneye çıkmıştım. Sahneye çıkmamda babamın desteği vardır. Benim ilk programıma benim tanımadığım ne kadar iş çevresinden dostu varsa hepsini davet etmişti. Dolu bir salonda şarkı söylemem için beni teşvik etmişti. Hiç unutulmaz bir destektir bu. Müzik benim hayatımın birinci en önemli parçası oldu. Hayatımı idame ettirdiğim, para kazandığım, çocuğumu okuttuğum bir kazanç kapısı oldu. Para kazanmak adına müzikten başka hiçbir iş yapmadım. Bugün de yapmayı düşünmüyorum.
AC: Müzik sizin için neyi ifade ediyor? Müziği tek kelime ile ifade etseniz nasıl tarif edersiniz?
BÖ: Müzik tek kelimeyle kolay ifade edilir mi bilmiyorum. Benim hayattaki tutkumdur. Müzik benim için ‘tutku’. Benim kendimi ifade ettiğim silahım ve gücümdür. Konuşurken kelimeleri seçmekte zorlanabilirsiniz. Tam olarak ruhunuzu aktarmakta zorlanabilirsiniz. Müzik kendimi en iyi ifade ettiğim araçtır.
AC: Sahnede kendinizi nasıl hissedersiniz?
BÖ: Sahnede kendimi evimde gibi hissediyorum. Dediğim gibi çok küçük yaşlardan beri insanların karşısına çıkıp şarkı söylüyorum ve müzik yapıyorum. Gitarım hep aksesuarım oldu. Hep orkestralarım oldu. Sahne performansımın bir yerinde mutlaka o gitarı elime aldığım bir an oldu. Gitara ihtiyaç olmayacak bir şarkı ya da konser yapıyorsam bile gitarım yanı başımda durdu. Ben neredeysem gitarım ordaydı. Sahnede kendimi çok rahat hissediyorum. Sahne başka bir büyü benim için. Müziğin içinde yüzüyor olmak bambaşka bir şey. Hastalığı unutursunuz, derdi kederi unutursunuz. 38 derece ateşle sahneye çıkmıştım, sahneden indiğimde ateşim 41 dereceydi. Sahne sonrası geceyi hastanede bitti. Ya da korkunç bir diş ağrısıyla sahneye çıktı. Şarkılarımı söylemeye başladığımda diş ağrım kesilmişti. Bütün sanatçılar söyler. Sahnede acılarınızı unutursunuz derler. Bunlar gerçektir. Babam 2006 yılında vefat etti. Babamın cenazesini yaptık. Ben sonra sahneye koştum. Sahne tutunduğum yer oldu. Hep anlatırım. Babamı toprağa verdim, kendimi sahneye attım derim. Sahne kendimi en emniyetli hissettiğim yerden biridir. Sahne benim için çok değerlidir.
AC: Sahnede ilginç olaylar yaşadınız mı?
BÖ: Sahnede ilginç o kadar olay yaşanmıştır ki. Sahne başlı başına ilginç bir yerdir. Oraya çıkıp insanları kendinize baktırmaya çalışmanız ve sonunda alkış beklemek müthiş bir iddaa. Başlı başına sahnede olmak ilginç bir hikaye. Çok fazla ilginç hikayeler yaşadım. Turnede iken çok komik hikayeler yaşadım, sahnede iken çok sarhoş olan insanların komik hikayelerini gördüm. Orkestramızla gülme krizine girdiğimiz anlatsanız kimsenin anlamayacağı anılar yaşadım. Şarkıyı kesip kahkahalara boğulduğum anlar oldu. Bazen ağlama krizine girip şarkıyı tamamlamak için büyük sancılar çektiğim oldu. Ama hep güldüğüm bir yerdir. Duygularımı gülerek ifade ettiğim bir yerdir. Benim hep söylediğim bir şey vardır. Şarkı söylerken diyaframımı kullanırım. Tekniğe çok başvururum. Birİ sahnede çok ince bir espri yaptığında inanın diyafram aynı zamanda gülmeye de yarar. Gülerken şarkı söylemek büyük bir ızdıraptır. Sahnede bu anlar çok eğlencelidir. Orkestranın bir bakışıyla, kuliste yaşananların sahneye taşınmasıdır komik olan. Birinin yaptığı bir hatayı o an orkestrada herkesin anlayıp gözleriyle konuşmasıdır. Coğrafya öğretmeninin biraz sonra size kızacakmışçasına gülme yoğunluğu vardır. Sahnenin en zevkli anlarıdır. Orkestra arkadaşlarınızla o komik anı paylaşmak ve bunu kimseye anlatamamak. Kendi aranızda yaşadığınız kocaman bir andır. Sahnede bu komik anlar benim için önemlidir.
AC: Söylemekten en keyif aldığınız şarkınız hangisi?
BÖ: Dönem dönem değişir. Genel olarak yeni çıkardığım şarkıları söylemek çok heyecanlıdır ve daha duyguludur. Henüz çıkmış bir şarkıyı orkestra ile canlı olarak yorumlamak. Kayıttaki kadar mükemmel, temiz çalabilmek ve söyleyebilmek çok heyecanlıdır. Dolayısıyla zaten müzik duygu işi içine yeni bir şarkının heyecanı katılınca onu söylemek çok keyifli oluyor. Onun dışında bana ait olmayan şarkılardan kendime en çok yakıştırdığım Kayahan şarkılarıdır. Kayahan’ın kendime ve ruhuma en çok yakıştırdığım şarkılardan bir tanesi ‘Esmer Günler’ dir. Sezen Aksu şarkılarını severim. Kendi şarkılarım dışında sahnede onları yorumlamayı çok seviyorum.
AC: Hangi yabancı sanatçıları dinlemekten keyif alıyorsunuz? Size ilham kaynağı olan yabancı sanatçılar var mı?
BÖ: Elbette var. Müziği ve şarkıcılığımı şekillendirenlerin çoğu yabancı sanatçılar oldu. Her bir şarkıcının başka bir anlamı var. Sesimin tenor olduğunu keşfetmemin sebebi Modern Talking. Modern Talking’in kafa sesi ile yaptığı vokaller yapmaya çalışarak sesimin tenor de rahat olduğunu görebildim. Ses aralığıma onlar yardımcı oldu. Onların şarklarını çocukken çok dinlerdim. Ama idol dediğiniz benim idollerimden bir tanesi Bon Jovi. Bon Jovi popüler müzik yapmanın ve söz yazmanın doğrusunu biliyor gibi. Bon Jovi’nin yaptığı şarkıları çok beğenirim. Bon Jovi her zaman takip ettim. Bunlar bir tanesi de Bryan Adams olduğunu söyleyebilirim. İdol olarak gördüğüm bana mesleki olarak ikinci bir şans verilse ne yaparsın diye sorulsa işi gücü bırakıp Sting’in yanında çalışmaya ve gitarını akord etmeye razı olurum. Sting’de benim idolümdür. Sting’in sahne tavrı müthiş bulurum. Müziğe yaklaşımı da çok iyidir. Kısacası Sting’e büyük hayranlık duyarım.

AC: Sizin için olmazsa olmazların nelerdir?
BÖ: Takıntılı diyebileceğim özelliklerim var. Müziğim ve mesleğim alanında olmazsa olmazlarımı düşündüm önce. Bir defa sahne ahlakı ve kulis adabı bir numaralı kırmızı çizgimdir. Bütün sanat mesleklerinde çok önemli olduğu gibi. Müzik için de çok önemlidir. İşimizi yapalım geri kalan etkilerden fazla şikâyet etmeyelim. Bu bir hayat felsefesidir. Yer yer benim de dış etkilerden şikayet ettiğim onları suçladığım zamanlar olur. Ama hayat felsefesi olarak komutla kendimi durdururum. Şöyle derim. Dış etkilerden şikayet etme bu senin hayat felsefene aykırı derim. Sen işine bak, işini doğru yap. İşini doğru ve düzgün yapmak öncelikle hedefim oluyor galiba. Olmazsa olmazım oluyor. Benim birlikte çalışanların birinci önceliğinin bu olduğunu düşünüyorum. İşimizi doğru yaparsak gülmeye, eğlenmeye çok vaktimiz oluyor. Biz sadece işimizi çok popüler, ünlü, zengin olacağız ve bizim gelenleri hedef seçeceğiz dersek bu iyi sonuçlar vermiyor. Repertuar, giysi konusunda çok hassasım. Asla saçım dağınık sahneye çıkmam. Sahne çıkıyorsunuz oraya gelen insanlara bana bak diyorsunuz. Bu iddaanız varsa o saygıyı da insanlar hak ediyor. İşinizi doğru yaparsanız alıcısını bulur.
AC: Bu dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
BÖ: Bir defa çekirdek aile bir arada olmak. Akşam yemeklerinde bir arada bulunmak. Evin temizliğini birlikte yapmak. Evi ayakta tutmanın yanı sıra daha fazla sohbet etmek. Bunlar çok değerli şeyler. Çiçek’in de benim de çok yoğun hayatlarımız olduğu için bu dönem bizim için önemliydi. Evet birlikte vakit geçirdik. Hiçbir zaman birbirine hasret bir aile olmadık. Ama daha az vakit ayırıyorduk birbirimize. Birbirimizin başka yönlerini tanıdık. Daha tahammülsüz olduğumuz yönlerimize daha tahammüllü bir hale geldik. Daha çok geri adım attık. Bundan önceki zamanlarda çok tepki gösterdiğimiz ya da sesimizi yükselteceğimiz olaylara itiraz etmez olduk. Daha anlayışlı, daha kalender bir hale büründük. Bunu üçümüz için söylüyorum. Öncelikle bu duruma şükür ediyorum. Değerlendirme kısmına gelecek olursak daha yaratıcı ve üretici oluyoruz. Kendimden örnek verirsem. Yani sahnemizi var eden ekip menajerinden, garsonuna kadar hepsi benim için çok değerli. Hepsinin sıkıntılı olduğunu hissedebiliyorsunuz uzaktan. Onları motive etmek için girişimlerde de bulundum. Herkes evinde bir şeyler çaldı. Bir albüm şarkım var. Hele bir sabah olsun. Video çekip birleştirdik. Bir karantina anısı olarak. Herkese de ilginç bir motivasyon oldu. Ardahan da videosunu yaptı. YouTube kanalıma koyduk. Ocak ayında single hazırlamıştık. 8 Mart gibi çıkarmayı düşünüyorduk. Fakat 14 Nisan’da çıkartabildik. Böyle bir üretimimiz oldu. Instagram da sürekli olarak canlı yayınlar yapıyoruz. Orada ciddi bir takipçi kazandık. Sahneye çıkamadık ama müzik yapmaya devam ettik. Gitar çalmayı çok uzun zamandır ihmal ettiğimi fark ettim. Bu canlı yayınlar sayesinde işimizi doğru yapmanın hassasiyeti var ben de. Benim gitaristim çok iyidir. İşini çok doğru yapar. Bana da çok doğru şarkı söyleme görevi kalıyordu. İkisini de benim yapmam gerektiğinde fark ettim ki ikisi bir arada zor. Gitarımla ciddi bir mesai harcamaya başladım. Bu benim için çok önemli bir üretim süreci olmuş oldu. İki tane beste çıktı. Özetle bu dönemi üreterek geçirmeye çalışıyorum. Mesleki açıdan sorguladığım şeyler de oldu. Müzik sektörü öncelikle yılbaşına giden Kasım, Aralık aylarda canlanmaya başlar. En çok Mart, Nisan, Mayıs ayında canlıdır. Sonra yaz ayına girilir ve iş daha da azalır. Dolayısıyla bu dönemi evlerinde kapalı geçiren müzisyenler için bir aksiyon alınamadı. Bir örgütlü hareket yapılamadı.

AC: Corona günlerinden sonra ınstagram da canlı yayınlar yapmayı planlıyor musunuz?
BÖ: Instagram’da yaptığımız çalışmalar tadında projelerin peşindeyiz. Bununda teknik olarak araştırması içindeyiz. Canlı yayın yapıyorum ama orada kullandığımız parçaların telifi var. Telife zarar veren bir yönü var. Bunun yaygınlaşması, kalıcı hale gelmesi bana uygun bir şey değil. Telif sektörüne zarar vermeyecek bir yönünü buluyoruz. Yolu da yarıladık. Başka canlı yayın yapmak isteyen arkadaşlara da öncü olacak. Bir takım yolar geliştirmekteyiz. Tam netleşmeden bir şeyler söylemek istemem. Bu sıcaklığı, telefonunun başında, evinin bir ucunda oturan onlara bu sıcaklığı verebilecek bir yayın düşünüyoruz.
AC: Başka projeleriniz var mı?
BÖ: Şarkı yazarlığı kısmına ağırlık verilecek. Sahne performanslarının daha yapılamayacağını düşünüyorum. Çünkü maskeli ve sosyal mesafeli bu iş yapılamaz. Bu işin aşısı bulunana kadar kültür aktivitelerinin yapılabileceğini düşünmüyorum. 16 yaşında beri sahnedeyim. Bir virüsün işimi elimden almasının çaresizliği içindeyim. 47 yaşından sonra bildiğim mesleği değiştirip şarkılara, bestelere, stüdyo şarkıcılığına ağırlık verecek yöne çevirmeye çalışıyorum. Bu bana ne kadar daha fazla albüm, daha fazla şarkı, daha fazla single katar. Bunun için aynı zamanda çalışıyorum. Hayat normale dönerse en sevdiğim işim olan konserlere geri dönmek. İçimde daha fazla şehire gitme arzu var.
AC: Eşinize hiç şarkı bestelediğiniz mi?
BÖ: Evet tabii ki besteledim. Üçüncü albümde ‘Göz bebeğim’ diye bir şarkım var. O şarkıyı ona yazmıştım. Düğünümüzde de orkestra ile beraber çalışıp söylemiştik. Bu ona bir sürprizdi.
AC: Nasıl bir eş, nasıl bir babasınız?
BÖ:Bunu Çiçek Hanım ve Ardahan Bey’in takdir etmesi gerektiğini düşünüyorum. Mümkün olduğu kadar Çiçek’e ev ve dış hayatta yardımcıyımdır. Birbirimizi tamamlamaya çalışırız. Aslında ikimiz de çok farklı karakterleriz. Farklı şeylerden mutlu oluruz. Çiçek çok çabuk adapte olur. Olay nedir diye sorar ve çok çabuk tespitini yapar. Hemen onun içinden bir düzen çıkarır. Mesela Corona’yı hemen anlayıp evi ona göre düzenlemişti. Biraz idare edilmesi gereken bir eş olduğumu düşünüyorum. Çiçek bu kadar muhteşemdir. Bizim bunca yıl evliliğimizin sürmesinin bir numaralı mimarı odur. Kendim olarak söylemeyeyim. Çiçek’in söylediğini söyleyeyim. Çok tatlı bir adam olduğumu söyler. Eğlenceli, komik bir adamımdır. Komik hallerim vardır. Bazen bilerek komiğimdir. Bazen bilmeden komiğimdir. Çiçek ve Ardahan’ı güldürürüm. Bazen katlanılması zor bir adam da oluyorum. Çok iddaacı olduğum için. İyi bir baba olduğumu düşünüyorum. Ardahan’ı kucağıma aldığım günden beri hayatın anlamı değişti benim için. İşimin de anlamı değişti, iş yapma biçimim de değişti. Herşey çocuğuma bir şey verebilmek üzerine kurulu. Çiçek için de böyle benim için de böyle. Dönüp baktığım zaman Ardahan’ın bugün geldiği pozisyonda okuduğu okul, bildiği yabancı dil, vizyonu, kendi için düşündüğü gelecek vizyonu, kendine koyduğu hedefler ile çok düzgün bir kişi ortaya çıktığını düşünüyorum. İyi bir aile kurduğumuza inanıyorum.

