Samimiyet Her Şeydir, Kalpten Gelendir…
Heykeltraş Orkide Akkoç bugün blogumun konuğu. Kendisiyle yaptığım röportajda şöyle diyor; ‘İlham aldığım pek çok şey var. Daima öğrenmeye aç, araştıran, karışık, hareketli zihin ve bünyemle...
Ayben Cumalı

Heykeltraş Orkide Akkoç bugün blogumun konuğu. Kendisiyle yaptığım röportajda şöyle diyor; ‘İlham aldığım pek çok şey var. Daima öğrenmeye aç, araştıran, karışık, hareketli zihin ve bünyemle etkilendiğim çok şey oluyor. Bu aslında o an için ilgimi çeken her şey olabiliyor. Bir insan, bir duygu veya yaşadığım bir olay. Kendini tekrar eden işler yapmayı pek tercih etmiyorum bu yüzden hayatımın her döneminde bambaşka şeylerden etkilenip, ilham alabiliyorum. Müzik, sinema ve edebiyat acayip besler beni. Duyarlı kişiliğini, samimiyetini ve olağanüstü gözlem gücünü hissettiren sanatçılara çok saygı duyuyorum. Bu noktada da benim için Stefan Zweig en üstte gelenlerdendir. Stefan Zweig’in tüm eserleri, hikayeleri, romanları, biyografileri beni çok etkiler.’
AC: Almanya’da doğdunuz, buraya geliş hikayenizi anlatır mısınız?
OA: Almanya Hannover’de doğdum. Türkiye’ye geleli epey uzun bir süre oluyor. Fakat Türkiye’ye dönüş dönemimiz tam ergenlik dönemime denk geldi bu yüzden etkilerini de oldukça yoğun yaşadım. Almanya ve Türkiye gibi iki farklı kültür arasında geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının etkisiyle kendimi bir kültürel kimlik arayışında buldum. Bu arayış da bazı eserlerime doğrudan yansıdı.
AC: Sanat sizin için neyi ifade ediyor?
OA: Benim için varoluştur.

AC: Heykeli seçmenizin nedenini anlatır mısınız?
OA: Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Tasarım mezunuyum. Fakültede birçok dersimiz ortaktır ve kendimi bildim bileli resim ve heykel yapıyorum. Üniversiteden sonra ağırlıkta 3 boyutlu eserler üretmek benim için çok farklı bir anlam kazandı. Ve tabi ki de eserleriyle beni büyüleyen heykeltraşlar oldu. Cesur, enerjik, çağının çok önünde olan Constantin Brancusi ve aslında daha karanlık temalar işlemesine rağmen, çocuksu, karikatürize heykelleri ile Ernst Barlach aklıma gelen ilk iki isim.
Ben de kağıdın, tuvalin dışına attım kendimi. Bir tür özgürlük arayışı ve yine isyan. Maddenin fiziksel sınırlarını zorlarken buldum kendimi hep. Yer çekimi ile heykelin plastik diline meydan okuyan eserler, pür bir tavır hedefledim. Farklı materyaller, farklı teknik ve üretim metotları çok ilgimi çekiyor. Fakat ilk heykellerimin ana hammaddesi hep kildi. O dönem yoğunca yaşadığım tutkum, içten gelen enerjiyi doğrudan parmaklarımın ucundan, arada başka bir araç olmadan kile aktarmaya bayılıyordum. Eserler bazen sadece, hiç ön eskiz yapmadan o enerjinin kendisiyle biçimleniyordu. Bu çok etkileyici bir süreç. Heykel yaparken zaman ve mekanla bağımı keserim, zihnimi tamamen boşaltıp başka bir boyuta geçerim. Bana göre heykel, fiziksel varlığı ve doğrudanlığı nedeniyle resimden daha enteresan bir disiplin.

AC: Eserlerinizi yaparken ilham kaynaklarınız oluyor mu?
OA: İlham aldığım pek çok şey var. Daima öğrenmeye aç, araştıran, karışık, hareketli zihin ve bünyemle etkilendiğim çok şey oluyor. Bu aslında o an için ilgimi çeken her şey olabiliyor. Bir insan, bir duygu veya yaşadığım bir olay. Kendini tekrar eden işler yapmayı pek tercih etmiyorum bu yüzden hayatımın her döneminde bambaşka şeylerden etkilenip, ilham alabiliyorum. Müzik, sinema ve edebiyat acayip besler beni. Duyarlı kişiliğini, samimiyetini ve olağanüstü gözlem gücünü hissettiren sanatçılara çok saygı duyuyorum. Bu noktada da benim için Stefan Zweig en üstte gelenlerdendir. Stefan Zweig’in tüm eserleri, hikayeleri, romanları, biyografileri beni çok etkiler.
AC: Eserlerin üretim süreci nasıl gelişiyor? Atölye çalışmanızı ve malzeme seçiminizi anlatır mısınız?
OA: Eserler bende daima bir duygu olarak beliriyor, son sergimde en şiddetli duygu yoğun bir kalp sancısıydı. Fikir ve üretim aşamasında heyecandan geceleri hiç uyuyamam, kendimce milyon tane harika fikir uçuşur zihnimde. Gecenin ortasında aniden yatağımdan fırlayıp hızlı karalamalar ve notlarla onları yakalamaya çalışırım.
İlk etapta kalple ve duygularla dalga geçmeyi istiyordum, komik eskizler, biraz arabesk, kalp sancısını ti’ye alan çizimler çıkıyordu. Fakat sonraki sürecin önüne geçemiyorsun, işin kendisi seni yönetiyor ve seni gitmesi gereken yere alıp götürüyor. Kalpler, tam tersi en duyarlı, en hassas, en intim, en olması gereken hallerine büründüler. ‘Sürreal Pop’ tadında olmaları onları çok az kitsch, biraz da provokatif bir havaya sokuyor.
Atölyedeki çalışma ise en uzun ve meşakkatli olan kısım. Çünkü heykel aslında bir prodüksiyon işidir, bir ekip gerektirir. Tek başına tamamını üstlenmen zor. Elbette çözülebilir, öyle malzemeler kullanırsın ki, ara aşamalara gerek kalmaz, negatif pozitif kalıplar almazsın, malzemenin kendisi nihai eseri oluşturur. Fakat bu benim bugüne kadar tercih ettiğim bir yöntem olmadı.
Malzemelere gelince, ağırlıkta fiberglas, polyester, kullanıyorum. Bazı eserler kendini metal olarak daha iyi ifade ettiği için, bronz veya pirinç kullanmayı seviyorum. Patine hiç kullanmadım, metalin parlak, yansıtıcı yüzeyi beni çok cezbediyor.
Bunun yanı sıra farklı malzemeleri denemeyi çok seviyorum. 2011’de “Tatlı Rüyalar” isimli sergim için kumaş ile çalışmalarım oldu. Ciddi ciddi illüstratif yorganlar tasarladım mesela fakat çok da çabuk uzaklaştım bu fikirden çünkü beni ifade etmiyordu. Bunun yanı sıra latex benzeri malzemeler kullandım ve acayip sevdim. Çok heyecanlı işler çıktı. Onun dışında, kumaş kullandım son işlerimde. 1,5 m’lik kocaman kumaş kaplı bir kalp yaptım. Adı “HEIMAT”.
Daha birçok malzeme araştırmaya devam edeceğim tabi. En önemlisi de, teknoloji daha fazla yer kapsayacak eserlerin kendisinde ve üretim sürecinde.

AC: Özel bir teknik kullanıyor musunuz?
OA: Özel bir teknik kullanmıyorum. Finişi mükemmele yakın, dokuyu çok kullanmadığım, pür işler hedefliyorum. Farklı malzemeleri kullanmayı da çok seviyorum. İşlenmesi istediğim sonuca beni daha çok yaklaştırdığı için fiberglas, polyester ve metaller ağırlıkta şimdilik.
AC: Eserlerinizin hikayeleri var mı?
OA: Elbette var. İlham, bolca duygu ve hikayeleri var. Son sergimin adı ‘HEARTCORE’ ve eserlerim kalbe dair. Kalbi başlı başına bir varlık olarak ele alıyorum. Her kalp bambaşka bir dünyadır.
Kalp, göğüs, boşluğunda, iki akciğer arasında, diyafram kasının üzerinde yer alıyor. Bizler göğsümüzün içinde, çok kıymetli bir şey, dünyaları taşıyoruz.
Kalbi saklı olduğu göğüs kafesinden çıkarıp, duygularını ifade eden bir şahsiyete dönüştürüyorum. Sadece içerden açılabilen, unutmayan, kendi bilinci olan, manyetik frekanslarıyla beynimizi ve bedenimizi kontrol edebilen olağanüstü kalp.
Kalpten, ulaşan frekanslar ve duygularla samimiyetin ta kendisini iletmeye çalışıyorum. Eserler kişisel deneyimlerim ve içsel yoluculuğumun bir ifadesi.
“HEIMAT” isimli eserimin adı Almanca ve yurt, vatan, yuva anlamına geliyor. Sevdiğimizde, başka bir insanın kalbi bizim için bir yuva, vatan, memleket olur. “HEIMAT”, “Benim Yurdum Bir Kalp” fikrinden yola çıkarak oluşturduğum, 1,5 m’lik kocaman kumaş kaplı, organik bir kalp. Çelik bir halatla tavana tutturuluyor. Bu kalp, aynı zamanda bir kuş yuvası, o kalbi kendine yuva yapmış küçük kuşlar bulunuyor eserde. Bu eser, yer, zaman, mekandan bağımsız bir yuva olarak bir kalbin seçilmesini temsil ediyor.

AC: Son serginizi biraz anlatır mısınız?
OA: ‘HEARTCORE’ isimli sergim İstanbul’da Sevil Dolmacı Art Gallery’de kuruldu. Fakat küresel salgın nedeniyle, Mart 2020 ve sonrasında gerçekleşecek tüm sergiler gibi ertelendi. Eserlere şu anda online olarak Artsy’den erişebiliyorsunuz.
‘HEARTCORE’ tamamen samimiyetle ilgili. Kalpten gelen, samimiyetin ta kendisidir. Hissettiğimiz şeyleri olduğu gibi söylemeyebiliriz, kalpten gelirse dolaysız, doğrudandır. Kalpten kalbe giden duygular çok özel ve kıymetlidir. Bu yüzden, kalplerin konuşmasını, kendini ifade etmesini istedim.
Siz evet dersiniz fakat kalbiniz aslında hayır der; kalbiniz ister, fakat siz bunu otosansür gibi çeşitli süzgeçlerden geçirdiğiniz için söyleyemezsiniz. Sergimdeki kalpler direkt konuşuyor, temas ediyor, intim hallere bürünüyor, kendilerini anlatıyor.
AC: Genelde büyük ölçekli eserler çalışıyorsunuz, bu sergide ilk defa çok sayıda narin ebatlı işler olmasının sebebi nedir?
OA: Aslında herkesin kalbinin kendi yumruğu kadar olduğu söylenir, sergideki kalplerim oldukça narin işler olmasına rağmen normal bir kalbe göre daha büyükler çünkü birleştirdiğim ağız ve dudaklar reel ebatta. Bunun böyle olmasını daha doğru buldum, çünkü kalp her an gördüğümüz bir organ değil, biçimini herkes bilir fakat ebadı konusunda net bir fikir yoktur. Fakat işlerimin daha gerçekçi, daha samimi olması için dudak ebatlarını gerçek boyutlarda kullanmayı tercih ettim.
AC: Eğitimler veriyor musunuz?
OA: Bu soru çok soruluyor. Eğitim vermeyi hiç düşünmedim fakat eskisi kadar kapalı da hissetmiyorum kendimi buna karşı. Hatta, artık neden olmasın, özellikle çocuklarla yapılacak projeler eminim çok anlamlı olabilir.
AC: Eserlerinizi nerelerde bulabilirler?
OA: Eserlerime ulaşmak için ya direkt benimle veya çalıştığım ‘Sevil Dolmacı Galeri’ ile irtibata geçebilirler.
AC: Heykel sanatıyla uğraşmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?
OA: Heykel, materyal açısından nerdeyse sonsuz seçenek sunduğu için, kendilerini en rahat ifade ettiklerini düşündükleri malzemeyi seçip, özgürce, direkt başlasınlar. İçine samimiyetlerini koydukları kendi biçimsel dillerini bulmaya çalışsınlar. Ve asla sınır koymasınlar kendilerine.
AC: Bu dönemde neler yapıyorsunuz?
OA: Bu dönemde evdeyim ve çocuklarımla bolca vakit geçiriyorum. Pandemi öncesi çok yoğun bir sergi hazırlık ve atölye süreci geçirdiğim için ister istemez onlarla daha sınırlı vakit geçirebiliyordum. Şimdi ise mecburen herkes evde. Biri 4, biri 10 yaşında çok hareketli ve meraklı iki çocuk annesiyim. Doğal olarak her dakikamız capcanlı ve dolu geçiyor.
kurucu
Ayben Cumalı platformunun kurucusu ve baş editörü. Moda, güzellik, yaşam tarzı ve kültür-sanat konularında içerikler üretiyor.
Profili Gör

