Maviden İlham, Tasarıma Dönüşen Bir Tutku: BLEU
Ayben Cumalı

Moda dünyasında trendlerin hızla değiştiği bir dönemde, zamansız tasarımlar yaratmak ve güçlü bir marka kimliği oluşturmak cesaret, kararlılık ve özgün bir bakış açısı gerektiriyor. Milano’da endüstriyel tasarım ve iç mimarlık eğitimi alan, Türkiye’ye döndükten sonra deri sektöründe baş tasarımcı ve Ar-Ge sorumlusu olarak görev yapan Didem Targay, kariyerindeki deneyimlerini kendi tasarım vizyonuyla birleştirerek BLEU’yu hayata geçirdi.
Markanın hikâyesi ise Targay’ın Güney Fransa’da geçirdiği yıllara uzanıyor. Denizin ve gökyüzünün farklı tonlarından ilham alan BLEU; Türk ve Osmanlı kültürünün zenginliğini, avangart bir estetik ve güçlü zanaat geleneğiyle buluşturuyor. Kapsül koleksiyonları, seçkin malzemeleri, el işçiliği ve zamansız tasarım anlayışıyla öne çıkan marka, uluslararası yolculuğuna Orta Doğu pazarından başlayarak bugün Türkiye ve farklı coğrafyalarda büyümeye devam ediyor.
BLEU’nun kurucusu ve tasarımcısı Didem Targay ile kariyerinden markanın kuruluş hikâyesine, tasarım anlayışından konfor ve işçiliğe, Orta Doğu pazarındaki yolculuğundan gelecek hedeflerine uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

AC:Kariyerinizden ve sizi girişimciliğe yönlendiren süreçten bahsedebilir misiniz?
DT: Eğitimimi Milano’da, Scuola Politecnica di Design’da tamamladım. Endüstriyel tasarım eğitiminin ardından yine aynı akademide iç mimarlık yüksek lisans programını bitirdim. Türkiye’ye döndükten sonra sektörün önde gelen deri markalarından birinde baş tasarımcı olarak görev aldım ve aynı zamanda Ar-Ge sorumluluğunu üstlendim.
Daha sonra bir dönem Güney Fransa’da yaşadım. İstanbul-Nice arasında gidip gelerek işlerimi sürdürdüğüm bu dönemde kendi markamı yaratma isteğim giderek güçlendi. Kendi şirketim altında uluslararası markalara üretim ve koleksiyon danışmanlığı sunmaya devam ederken bir yandan da kendi markam BLEU’yü hayata geçirdim. BLEU ile birlikte markanın tasarım çizgisini, üretim sürecini ve koleksiyon kimliğini bizzat yönetmeye başladım.
AC:BLEU’nun kuruluş hikâyesini ve bugünlere uzanan yolculuğunu sizden dinleyebilir miyiz?
DT: BLEU, aslında benim yaşam hikâyemden doğdu. Güney Fransa’da geçirdiğim yıllar, özellikle denizin ve gökyüzünün mavisinin bende bıraktığı izlerle şekillendi. Uçaktan piste inerken gördüğüm farklı mavi tonları, gece gökyüzünün derin mavisi… Bunların hepsi tasarımlarımın duygusal kaynağı oldu.
Bu ilhamı Türk ve Osmanlı kültürünün zenginliğiyle buluşturarak sofistike, niş ve avangart tasarımlar ortaya koyuyorum. BLEU’nun hikâyesi kurgusal bir anlatıya dayanmıyor; tamamen yaşanmışlıkların ve hislerin ürünü. Güney Fransa’da geçirdiğim dönem benim için hayatımın en keyifli ve ilham verici süreçlerinden biriydi. Bu nedenle BLEU, benim ve markamın ruhuna gerçekten işlemiş bir hikâye.

AC:Markanın ürün gamını ve tasarım anlayışını nasıl tanımlarsınız?
DT: BLEU’nun ürün gamı kapsül koleksiyonlardan oluşuyor. Çok geniş bir ürün ve renk çeşitliliği yaratmak yerine; yüksek malzeme kalitesi, güçlü tasarım detayları ve zamansız formlar üzerine yoğunlaşıyoruz. Amacımız, bugün satın alınan bir parçanın yıllar, hatta on yıllar sonra da gardıroptan çıkarıldığında aynı değer ve şıklıkla kullanılabilmesi.
Tüm ürünler İstanbul’da, artık giderek nadirleşen el işçiliği ustaları tarafından üretiliyor. Malzeme seçiminde de oldukça seçiciyiz. Koleksiyonlarımızda ağırlıklı olarak hakiki yılan derisi, İtalyan satenler, elde dikilmiş hakiki cam kristaller ve birinci sınıf İtalyan köseleler kullanıyoruz.
Benim için lüks; yalnızca bir ürünün görünüşü değil, kullanılan malzemeden işçiliğe, tasarım detayından ürünün yıllar sonra taşıdığı değere kadar bütünsel bir deneyim.
AC: Tasarımlarınızı oluştururken en çok nelerden, hangi detaylardan ve trendlerden ilham alıyorsunuz?
DT: Koleksiyonlarımı tasarlarken trendlerden çok fazla etkilenmiyorum. Trend olan renkler, aksesuarlar ya da detaylar benim tasarım anlayışımda belirleyici değil. Zaten zamansız bir stile sahip olduğumuz için ayakkabıların kalıp ve formlarında, modellerinde ve topuklarında klasik ve köklü dünya markalarıyla paralel ilerleyen, zamansız bir çizgiyi tercih ediyorum.
Bunun yanı sıra koleksiyonlarımı tasarlarken çoğu zaman öncelikle modellere isim vererek yola çıkıyorum. Bugüne kadar koleksiyonumdaki tüm modellerin isimleri Fransız kadın isimlerinden oluştu. Her modelin tasarımını, o ismin taşıdığı ruh ve karakterden ilham alarak şekillendiriyorum.
Markamızın gösterişli ve avangart stilini ise renk tonları, kristal taşlar, zengin süslemeler ve el işçiliğiyle tamamlıyorum. Böylece her model yalnızca estetik bir tasarım olmaktan çıkıp kendine ait bir karakter ve hikâye taşıyor.
AC: Konfor, kalite, malzeme seçimi ve işçilik açısından nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
DT: Benim için tasarım kadar konfor da vazgeçilmez bir unsur. Bir kadın olarak bugüne kadar birçok prestijli markadan düz, orta ve yüksek topuklu ayakkabılar satın aldım. Ancak bu ayakkabıların önemli bir bölümünü konforsuz oldukları, ayağımı yordukları ve rahatsız ettikleri için kullanamadım. Birçoğu yıllarca dolabımda bekledi ya da sonunda hediye etmek durumunda kaldım.
İşte bu deneyimler, BLEU koleksiyonlarını tasarlarken benim için en önemli önceliklerden birini oluşturdu. Estetik ve tasarım gücünün yanı sıra konfor ve ergonomi de bizim için aynı derecede önemli.
Bir kadının topuklu ayakkabılarını sabah iş toplantısında giyip gün boyunca rahatlıkla kullanabilmesi, ardından aynı ayakkabıyla akşam programına devam edebilmesi bizim için çok önemli. Gün sonunda ayaklarını yormayan, acıtmayan ve rahatsızlık hissi bırakmayan bir deneyim sunabilmek en büyük başarı göstergelerimizden biri.
Müşterilerimizden aldığımız en değerli geri bildirimlerden biri de bu. Koleksiyonlarımız güçlü tasarım dili ve yüksek malzeme kalitesinin yanı sıra gün boyu sunduğu konforla da öne çıkıyor. Bu dengeyi sağlayabilmek BLEU’nun tasarım anlayışının temel değerlerinden biri.

AC: Tasarım ve üretim sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu?
DT: Tasarım ve üretim sürecinde karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri, üretim tarafındaki iş disiplini ve kalite standartlarının her zaman beklenen seviyede olmaması.
Aslında Türkiye’de, Portekiz veya İspanya’da dünya markalarına üretim yapan atölye ve fabrikaların ulaştığı kalite standartlarını yakalayabilecek bilgi birikimi ve yetenek mevcut. Ancak çoğu zaman sorun teknik yetersizlik değil, gerekli özenin gösterilmemesi oluyor.
“Bu kadarı yeterli” anlayışı kaliteyi doğrudan etkileyebiliyor. Sektörde “Bu detayı unuttuk, bir sonraki üretimde düzeltiriz” ya da “Bir dahaki sefere daha iyi olur” gibi cümleleri duyabiliyoruz. Oysa lüks segmentte üretim yapan bir marka için bu yaklaşım kabul edilebilir değil.
Her detayın ilk seferde doğru ve kusursuz olması gerekiyor. Küçük gibi görünen bir hata bile büyük zaman kayıplarına, ek maliyetlere ve emeğinizin karşılığını tam olarak alamamanıza neden olabiliyor.
Bu nedenle üretimin her aşamasını yakından takip ediyor, en küçük ayrıntıya kadar titizlikle denetliyoruz. BLEU’de kalite anlayışı yalnızca estetik bir tasarım ortaya koymak değil; uluslararası lüks standartlarda, kusursuz işçilikle üretilmiş bir ürün sunmak anlamına geliyor.

AC: BLEU’nun hedef kitlesini nasıl tanımlarsınız?
DT: BLEU’nun hedef kitlesi, lüks markaları tercih edebilen ve markanın DNA’sıyla benzer bir estetik zevke ve vizyona sahip kadınlar.
Bunun yanı sıra dünya çapında klasikleşmiş büyük markaların ürünlerini kendi stil anlayışıyla birleştirebilen kadınlara da hitap ediyoruz. Daha niş, farklı ve egzotik malzemelere ilgi duyan, kendi çevresinde yeni markalar keşfetmekten hoşlanan kadınlar da bizim için önemli bir kitle.
Kısacası hem tanıdık lüks çizgilere yakın duran hem de daha özel ve ayırt edici tasarımlar arayan kadınlara sesleniyoruz. Bu kadınlar günlük hayatlarında kaliteyi, konforu ve sofistike detayları bir arada bulmayı önemsiyor.

AC: Sizce tüketiciler artık daha çok hangi tarz, model ve tasarımlara yöneliyor?
DT: Son yıllarda dünyada tüketim alışkanlıklarının belirgin şekilde değiştiğini düşünüyorum. Artık tüketici çok sayıda ürün almak yerine daha az ama daha seçkin parçaları tercih ediyor. Kaliteli malzemeler, güçlü bir tasarım dili ve özgün bir karakter ön plana çıkıyor.
Bir sezonda çok sayıda ayakkabı veya çanta almak yerine zamansız çizgilere sahip bir çift ayakkabı, özenle seçilmiş bir çanta ve birkaç nitelikli parçayla yıllarca kullanılabilecek bir gardırop oluşturmak istiyor.
Ben de BLEU’nun tasarım anlayışını tam olarak bu bakış açısı üzerine kuruyorum. Amacımız kısa ömürlü trendlerin peşinden gitmek değil; yıllar sonra da değerini ve şıklığını koruyan tasarımlar üretmek.
AC: Moda sektöründe hızla değişen trendler karşısında zamansız tasarımlar yaratmak sizin için ne kadar önemli?
DT: Sezonluk olarak değişen trendler, renkler ya da anlık popüler detaylar yerine kalıcı, zamansız ve güçlü tasarımlar yaratmayı öncelik olarak görüyoruz.
Birkaç yıl sonra gardıroptan çıkarıldığında hâlâ zevkle giyilebilecek ve farklı parçalarla kolayca kombinlenebilecek tasarımlar üretmeye özen gösteriyoruz. Sadece ticari ya da popüler olduğu için kendi stilimize ve kullanım alışkanlıklarımıza uymayan tasarımları üretim sürecine dahil etmiyoruz.
Bizim için önemli olan zamana meydan okuyan ve uzun yıllar keyifle kullanılabilecek ayakkabılara imza atmak.

AC:BLEU’nun Orta Doğu pazarındaki yolculuğundan bahsedebilir misiniz?
DT: BLEU’nun Orta Doğu pazarındaki yolculuğu, markanın kimliğinin, isminin, logosunun, DNA’sının ve renklerinin tamamlanmasının hemen ardından başladı. Bu gelişim sürecini birebir kendim yürüttüm.
İlk olarak dokuz yıl önce Kuveyt’te Harvey Nichols satın alma ekibine koleksiyonumuzu sunduk. Olumlu bir geri dönüş aldık ancak koleksiyonu hemen almak yerine bir-iki sezon daha görmek istediklerini belirttiler. Bu sektör için oldukça olağan bir süreç. Biz de yolculuğumuza benzer şekilde devam ettik.
Kuveyt’in ardından Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi farklı ülkelerde de yer aldık. Yaklaşık altı yıldır ise Gizia Gate çatısı altında, uluslararası bilinirliğe sahip diğer Türk tasarımcılarıyla birlikte koleksiyonlarımızı müşterilerle buluşturuyoruz.
Marka yolculuğumuza bilinçli bir stratejiyle Orta Doğu pazarından başladık. Bu karar, markalaşma vizyonumuzun en önemli adımlarından biriydi. Orta Doğu, tasarım anlayışımızın estetik olarak karşılık bulduğu ve markamızın yakın, ulaşılabilir ve samimi bir marka olarak benimsendiği bir pazar oldu.
Zaman içinde müşterilerimizle yalnızca ticari değil, uzun vadeli ve güvene dayalı ilişkiler kurduk. Ardından hedeflerimiz doğrultusunda Türkiye pazarına giriş yaptık. Şimdi ise bir sonraki adımda koleksiyonlarımızı İngiltere pazarına taşımayı hedefliyoruz.
Her yeni pazara girerken önceliğimiz yalnızca satış değil; markamızın kimliğini doğru konumlandırmak, uzun vadeli değer yaratmak ve uluslararası ölçekte sürdürülebilir bir büyüme sağlamak.
AC: Farklı coğrafyalardaki tüketicilerin beklentileri tasarım süreçlerinizi değiştiriyor mu?
DT: BLEU koleksiyonunu tasarlarken bulunduğumuz coğrafyanın beklentilerinden çok, kendim bir kadın olarak ayağımda ne görmek istediğim ve neyi giymekten keyif aldığım sorusundan yola çıkıyorum.
Benimle aynı zevki paylaşan, benzer bir estetik vizyona sahip kadınlara seslenmek istiyorum. Üretimlerimde bu ortak zevki ve vizyonu buluşturmak benim için çok önemli.

AC: Bir girişimci olarak bugün geriye dönüp baktığınızda, BLEU’yu kurarken öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu?
DT: BLEU’nun yolculuğuna geriye dönüp baktığımda, istemenin aslında ne kadar büyük bir güç olduğunu bugün de hissediyorum. Söylediklerim size klişe cümleler gibi gelebilir; ancak gerçek tam olarak böyle.
Kararlılık ve vazgeçmemek çok önemli. Güçlü bir marka yaratmaya çalışırken Orta Doğu ve Türkiye pazarlarını hedef aldık, aynı zamanda uluslararası tanıtım ve PR çalışmalarına da büyük önem verdik.
Marie Claire Arabistan, L’Officiel Paris, L’Officiel Italia ve Saidaty gibi uluslararası moda dergilerinde yer aldık. Londra’da 5ELEVEN gibi dergilerin lansmanlarında koleksiyonlarımız sunuldu. Cannes Film Festivali haftasında ise ayakkabı, çanta, couture ve mücevher alanlarında dünyanın dört bir yanından dikkat çeken koleksiyonların arasında yer aldık.
Bunların hepsi genç ve gelişmekte olan bir marka için çok kıymetli kazanımlar. Türkiye’de de pek çok başarılı iş birliğine imza attık. Birçok model ve oyuncu editorial çalışmalarında ürünlerimizi tercih etti. Bu durum bize hem gurur veriyor hem de yolumuza daha güçlü devam etmemiz için bizi yüreklendiriyor.
Daha gidecek çok yolumuz olduğunu biliyoruz. Ama en önemlisi inanmak. İnandığınızda çözümler ortaya çıkıyor ve yeni yollar açılıyor.

AC: Önümüzdeki dönemde BLEU’yu nerede görüyorsunuz?
DT: BLEU’yü önümüzdeki dönemde hedef pazarlarımızda daha da güçlü bir konuma taşımak istiyoruz. Mevcut satış noktalarımızı ailemizin çok kıymetli bir parçası olarak görüyor ve korumak istiyoruz.
Bunun yanı sıra kısa vadeli planlarımız arasında Dubai’de yer almak istediğimiz bir mağaza bulunuyor ve görüşmelerimiz devam ediyor. Bu noktayı bir pilot mağaza olarak değerlendirmeyi hedefliyoruz.
Amacımız, pazardaki yerimizi koruyarak
zaman içinde büyütmek ve daha çok sevilen, aranan bir marka olarak yolumuza
devam etmek. BLEU’nun hikâyesinin daha yeni başladığına inanıyorum.
kurucu
Ayben Cumalı platformunun kurucusu ve baş editörü. Moda, güzellik, yaşam tarzı ve kültür-sanat konularında içerikler üretiyor.
Profili Gör

