İçeriğe geç

“Son Sözü Bizde Fırın Söyler” Fırında İşler Pişer, Kapıda da Biz Pişeriz

A

Ayben Cumalı

6 dk okuma
“Son Sözü Bizde Fırın Söyler” Fırında İşler Pişer, Kapıda da Biz Pişeriz

Seramiğin sabırla, emekle ve çoğu zaman belirsizlikle örülü dünyasında, her parça aslında bir hikâye anlatır. Bu hikâyenin içinde biraz cesaret, biraz sezgi ve en çok da teslimiyet vardır. Çünkü ne kadar ustalıkla çalışırsanız çalışın, o son an geldiğinde sözü her zaman fırın söyler.

İşte bu dünyayı tutkuyla yaşayan, üretimin hem zorluğunu hem de büyüsünü içselleştirmiş bir isimle, Emel Gemici ile bir araya geldim. Onun seramikle başlayan yolculuğunu, eğitmenlikten atölye kurmaya uzanan hikâyesini ve üretime bakışını konuşurken; aslında yalnızca bir sanat pratiğini değil, aynı zamanda bir yaşam biçimini de dinledim.

Bu röportajda, çamurun bir forma dönüşürken geçirdiği süreçten, insanın kendine dönüş yolculuğuna kadar uzanan samimi ve ilham verici bir anlatı sizi bekliyor.

AC: Seramikle tanışma hikâyeniz nasıl başladı?

EG: Seramikle tanışmam aslında üniversiteyle başladı. 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi’ne girdim. Açıkçası hedefim tekstil bölümüne girmekti ama olmadı; Geleneksel Türk Sanatları bölümünü kazandım. O dönem çok üzüldüm, hatta çok ağladım.

Ama bugün dönüp baktığımda “iyi ki” diyorum. Hatta ilk başta “bir sene okurum, sonra tekstile geçerim” diye düşünüyordum. Fakat okula başladıktan kısa süre sonra bu fikir tamamen yok oldu. Bölümümü çok sevdim. Hem okulumu hem de mesleğimi severek yaptım, hâlâ da öyle.

AC: Bu alana yönelmenizde belirleyici bir an oldu mu?

EG: Aslında çok net bir kırılma anı yok ama önemli bir karşılaşma var. Bölümümüzde çini, halı-kilim, cilt, hat ve tezhip gibi farklı ana sanat dalları vardı. Ben hâlâ “nasıl tekstile geçerim” diye düşünürken bir gün hocamla tanıştım.

Onun enerjisi beni çok etkiledi. Çiniyi o zamana kadar hiç bilmiyordum. Ama o karşılaşmadan sonra kendimi bir anda o dünyanın içinde buldum. Meğer ne kadar derin, uçsuz bucaksız bir alanmış…

AC: Eğitmenlik süreciniz nasıl başladı?

EG: 1994’te mezun olduktan sonra bir süre iş arayışı süreci oldu. 1999’da hocam beni okula davet etti ve “Serbest tasarım dersi verir misin?” diye sordu. Açıkçası “yapabilir miyim?” diye tereddüt ettim ama o bana güvendi.

Bu noktada iki hocamın benim üzerimde çok büyük emeği var. Okulda beni yetiştiren, rahmetle andığım Hocam Nezihe Bilgütay Derler… Beni okula davet eden ise Prof. Dr. Hocam Sitare Turan’dı.İki hocama da bana kattıkları değerler için teşekkür ederim.

O günden beri üniversitede seçmeli tasarım dersleri veriyorum. Öğrencilerle birlikte olmak, onlara bir şeyler katmak benim için çok besleyici.

AC: Farklı yaş gruplarıyla çalışmak size neler kattı?

EG: Üniversitede gençlerle, Caferağa Medresesi’nde ise yetişkinlerle çalıştım. Yetişkinlerle çalışmak bambaşka bir deneyim. Herkesin öğrenme biçiminin farklı olduğunu gördüm.

“Ben yapamam” diyen insanların nasıl başardıklarına şahit oldum. Bu işte yeteneğin %10, çalışmanın ise %90 olduğunu anladım.

Ayrıca iletişim kurmayı öğrendim. Karşınızda hayatında çok farklı yerlerde bulunmuş insanlar oluyor. Hem otoriteyi kurmanız gerekiyor hem de onların kişisel alanına saygı duymanız… Çok ince bir denge.

Ama en güzeli, insanların ilk kez ürettikleri bir parçayı ellerine aldıklarında yaşadıkları heyecan. Benim için artık rutin olan bir şey, onlar için büyük bir mutluluk. Bu bana işimin değerini tekrar tekrar hatırlattı.

AC: Kendi atölyenizi açma süreci nasıl gelişti?

EG: Aslında atölye açmak ilk planım değildi. Okulda ve medresede mutluydum. Ama bir noktada yaptığım işin daha profesyonel bir zemine ihtiyacı olduğunu fark ettim.

İnsanlar “işlerinizi nerede görebiliriz?” diye soruyordu. “Evimde” demek çok amatör kalıyordu.

Bu yüzden 2020 Ocak ayında atölyemi açtım. Tam pandemi başlangıcıydı. Atölyeyi açtık ve hemen ardından kapanmalar başladı. Ama ben fırsat buldukça atölyeye gidip tek başıma çalıştım. Aslında o dönem benim için oldukça üretken ve keyifli geçti.

AC: Seramiği diğer sanat dallarından ayıran en önemli özellik nedir?

EG: Seramiğin geri dönüşü yoktur. Fırından bir parça hatalı çıkarsa çöpe gider. Günlerce verdiğiniz emek bir anda yok olabilir. Bu yüzden her fırın açılışı büyük bir heyecandır. Bizim aramızda bir söz vardır:

“Son sözü bizde fırın söyler.”

Hatta deriz ki: Fırında işler pişer, kapıda da biz pişeriz.

AC: Üretim sürecinizde ilham mı, teknik mi daha belirleyici?

EG: Teknik çok önemli ama ben sürece hep pozitif bir yerden yaklaşırım. “Ya kötü olursa?” diye düşünmem. Hep en iyisini yapacağıma inanırım. Zihnim sürekli çalışır. Her yerde ilham görürüm. Notlar alırım, çizimler yaparım. O heyecanla üretirsem ortaya çok güzel işler çıkıyor.

AC: Tasarımınızı besleyen kaynaklar neler?

EG: Her şey… Doğa, şehir, anılar…

Ama özellikle İstanbul benim için çok önemli. Bu şehirde büyüdüm, onunla yoğruldum. Bu yüzden işlerimde İstanbul temalarını kullanmayı seviyorum. Lale motifini de sıkça tercih ederim.

AC: El yapımı üretim ile seri üretim arasındaki fark nedir?

EG: El yapımı üretimde her parça tektir. Aynı kişi, aynı anda, aynı renklerle çalışsa bile her fırça darbesi farklıdır. Seri üretimde ise işin içine endüstriyel süreçler girer. El yapımı üretimle aynı sonucu vermesi mümkün değildir.

AC: Atölyenizde hangi malzemeleri ve teknikleri kullanıyorsunuz?

EG: Genellikle hazır çini formları kullanıyorum. Bunları Kütahya’dan temin ediyorum ya da özel olarak yaptırıyorum. Boyalarım ve sırlarım da yine Kütahya’dan geliyor. Bu işin merkezi orası olduğu için malzeme konusunda Kütahya ile güçlü bir bağım var.

AC: Hatalar üretim sürecinde nasıl bir rol oynuyor?

EG: Fırına girmeden önce hataları düzeltebilirsiniz ama fırından sonra müdahale çok sınırlıdır.

Bazen kırılmalar, çatlamalar olur. Kurtarılabiliyorsa farklı bir forma dönüştürürüz; süs objesi yaparız, altın ya da ahşapla yeniden yorumlarız. Ama kurtarılamıyorsa… maalesef çöpe gider.

AC: Türkiye’de seramiğe olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

EG: Son dönemde ilgi çok arttı. İnsanlar yoğun stres altında ve kendilerine bir alan yaratmak istiyorlar. Toprağa dokunmak, üretmek gerçekten tedavi edici bir süreç. Seramik bu anlamda insanı hem zihinsel hem ruhsal olarak rahatlatıyor.

AC: Öğrencileriniz en çok hangi aşamada zorlanıyor?

EG: İlk başta çizimde zorlanıyorlar. Özellikle yaprak çizmekte. Çünkü çizim disiplin ister.

Kalemi tutuş şekli, oturuş biçimi… Hepsi önemli. Ama zamanla gelişiyorlar.

AC: Sizin için üretim bir ifade biçimi mi?

EG: Kesinlikle. Üretim benim kendimi ifade etme şeklim.

AC: El emeğine olan ilginin artmasını neye bağlıyorsunuz?

EG: İnsanlar üretmenin ne kadar zor olduğunu deneyimledikçe el emeğinin değerini daha iyi anlıyor. Ama hâlâ bu emeğin arkasındaki maliyetleri ve süreci bilmeyen çok kişi var.

AC: İyi bir seramik parçasını tanımlayan kriterler nelerdir?

EG: Desenin objeye uygun olması, doğru tasarım, iyi renklendirme ve temiz işçilik…

Ayrıca sırın parlak ve hatasız çıkması da çok önemli.

AC: Geleceğe dair hayalleriniz neler?

EG: Daha büyük projelerde yer almak istiyorum. İz bırakmak, imzamın olduğu işler üretmek istiyorum. Daha önce bir bankanın yönetim katları için özel bir proje yaptım. Ayrıca uluslararası iş birliklerinde yer aldım. Bundan sonra da farklı mekânlarda, büyük ölçekli projelerde yer almayı hedefliyorum.

AC: Bu alana yeni başlayacaklara ne önerirsiniz?

EG: Öncelikle temel sanat eğitimi almalarını öneririm. Sadece birkaç motif çizmekle bu iş ilerlemiyor. Bir noktadan sonra özgünlük ve vizyon gerekiyor.

AC: Seramikle hiç tanışmamış birine bu deneyimi nasıl anlatırsınız?

EG: Bunu anlatmak zor… Görmeyen birine rengi tarif etmek gibi.

Ama en yakın tanım şu olabilir: meditasyon.

Atölyeye giren herkes dış dünyayı kapının dışında bırakır. Burada sadece üretim, neşe ve yaratıcılık vardır. Bu yüzden atölyemin enerjisinin yüksek olduğunu söylerler. Çünkü kötü enerjinin içeri girmesine izin vermiyoruz.

2f845162-a397-4928-b4fa-8ce6432ab193
2f845162-a397-4928-b4fa-8ce6432ab193
7fea986c-8a8b-4748-88af-17d2ea67c644
7fea986c-8a8b-4748-88af-17d2ea67c644
09fb1365-2434-4d09-b9b5-46132283f467
09fb1365-2434-4d09-b9b5-46132283f467
d0e4bb1b-f52c-41db-a96b-1b47029fdc67
d0e4bb1b-f52c-41db-a96b-1b47029fdc67
d9ec39da-1767-43c1-a215-fc7973101980
d9ec39da-1767-43c1-a215-fc7973101980
d8728efa-d357-4a5c-8cd5-5169df5f5246
d8728efa-d357-4a5c-8cd5-5169df5f5246
e320c413-4502-4262-a609-b2cb70397cd1
e320c413-4502-4262-a609-b2cb70397cd1
e2531977-8528-4a35-9732-ecb0752fc9ef
e2531977-8528-4a35-9732-ecb0752fc9ef
Paylaş
A
Ayben Cumalı

kurucu

Ayben Cumalı platformunun kurucusu ve baş editörü. Moda, güzellik, yaşam tarzı ve kültür-sanat konularında içerikler üretiyor.

Profili Gör

İlgili Yazılar